Zikir Meclisleri, Cennet Bahçeleridir

Dost ve kardeş olanlar ve birbirlerinin yaren ve ahbabı olanlar daima birbirini zikir halkalarında, kardeşlik meclislerinde görmeli… Öyle herkes kendi havasında, ötede beride dolaşmamalıdır. Kardeşlik meclisleri, zikir halkaları arınma sebebi ve affedilme vesilesidir. Zikir halkasını melekler kuşatır ve ardından Rabbül-alemin’in huzuruna giderek yeryüzünde gördükleri şeyleri ve bilhassa bu zikir halkalarını arzederler. Cenab-ı Hak da o zikirde, o fikirde, o muhabbette ve o sohbette bulunanları af ve mağfiret buyurur.

İnsan bir zikir halkasından kalktığı zaman muhakkak bağışlanmış olarak kalkar ve zikir sebebiyle melekler yaratılarak onlar, bu zikir ve fikirde bulunanlar için mahşere kadar istiğfar ederler. Bu konuda herkesin bildiği birçok hadis-i şerif vardır.

“İçinde Allah zikredilen ev ile edilmeyen ev arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir” (Buhari, Daavat, 66; Müslim, Müsafirin, 29).

“Cennet bahçesine rastladığınız zaman meyvesinden yiyiniz,” “Cennet bahçesi nedir ya Resulallah?” diye sordukları zaman, ” Zikir halkalarıdır” diye buyurdular (Tirmizi, Daavat, 83).

Bu zikir, bu tevhid geçmiş ümmetlere her istediği zaman için emir ve müsaade buyrulmamıştır. Onlar yirmi dört saat zarfında bir kere tevhid etmeye izinliydiler. Hatta bazıları bir günde ancak bir kere “la ilahe illallah” denileceğinden dolayı, onunla bereketlenmek ve daha fazla ondan yararlanmak için tevhidin şerefli kelimelerini uzatarak söylerlerdi.

Ümmet-i Muhammed’e gelince: Bunlar özellikle çok zikretmekle emrolunmuşlardır. Bu da bu ümmetin faziletinin ve kemalinin sonucudur. Fakat, ne yazık ki ümmet-i Muhammed içerisinde de geçmiş ümmetlere benzeyen milyonlarca kimse vardır. Bakınız biri günde bir kere tevhid etmiyor “la ilahe illallah” demiyor. Muhammedilik şerefini muhafaza edemeyerek önceki ümmetlerin derecesine hatta belki ondan da aşağı iniyor. Ne yaparsın demek murad-ı ilahi böyle… Biz, başkasına bakmayalım, kendimize dikkat edelim.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.