Su, Geminin Dışında Olursa Onu Yüzdürür; İçine Girerse Batırır

Su, Geminin Dışında Olursa Onu Yüzdürür; İçine Girerse Batırır. Kısaca, insan neyi severse onunla imtihan edilir ve ceza görür. Fakat Hakk’ı bilip bulduktan ve Hak’la olduktan sonra Hak ile eşyayı sevmekte bir zarar olmaz ve bu gibi sevgi gayretullaha dokunmaz. Mesela Hz. Süleyman’ın [as] saltanatı kendisine hiçbir zarar vermedi.

Şeyh Abdülkadir-i Geylani Hz’nin bu kadar varlığı, saltanatı ve serveti, kendisinin büyüklüğüne asla bir eksiklik getirmedi. Hatta atının nalları gümüşten ve sikkeleri altından imiş.

Sadat-ı kiramımızdan Hace Ubeydullah Ahrar hazretleri de çok zengin imişler. O nisbette ki Mevlana Cami hazretleri, uzak yoldan kendilerini ziyarete gelirken bir aylık yoldan itibaren, rastladığı çiftlikler, köyler, sürüler, hasılı neyi görüp sormuş ise hepsinin, Hace Ubeydullah Ahrar hazretlerinin olduğunu söylerler. O da kendi kendine, “Bu nasıl şeyhlik?” diye hayrette kalır ve bu ziyaret zahmetine boş yere girdiğini düşünür. Hace hazretlerini ziyaretlerinde debdebe ve şatafatı görünce bu düşüncesi daha da kuvvet bulur. Bir gün hace hazretleri, “Yahu, gel seninle biraz sahraya çıkalım” der ve Mevlana Cami’yle beraber giderler. Biraz sonra Mevlana Cami yavaş yavaş geri kalmaya başlar. Hace hazretleri, “Geri kalmayınız, birlikte gidelim” diye emrederler. Emir gereği biraz birlikte giderse de yine elinde olmadan geri kalmaya başlar. Bunun sebebi ise, Mevlana Cami hazretlerinin babasından kalma ve yazma nadide bir kitabı varmış ve onu hace hazretlerinin saadethanesinde unuttuğundan dolayı geri kalıyormuş. Nihayet hace hazretleri, “Yahu, insaf et! Benim bu kadar mülk ve saltanatım var, hepsini bıraktım, hiçbiri hatırıma gelmiyor ve beni bu yoldan alıkoymuyor ve böyle daha yüz misli olsa yine bana zarar vermez. Fakat görüyorum ki sen bir kitabın orada kaldı diye sürekli düşünüyorsun ve onun için böyle geri kalıyorsun. Bu bir kitap seni batırır. Zira seninki içindedir. Fakat bizimki dışımızdadır” buyururlar.

Evet, fakirin de meşrebi böyledir. Bir müslümanın ne kadar zenginliği varsa yüz kat daha ziyade olsun. Fakat bu zenginliğin hayırlı bir zenginlik olması ve sahibinin kalbinin dışında kalması, kendisini Cenab-ı Hak’tan ayırmadan o şekilde tasarruf olunması çok güzel ve çok iyidir.

Neyse, konumuza dönelim. Sonra mesela, melekler Hz. Adem’e biraz itiraz eder gibi oldular. Hem ona secde etmekle hem de kıyamete kadar evlatlarına hizmetle memur oldular. Özetle, insana Hak’tan gayrisini sevmek layık ve münasip değildir. Allah’ı seven, bilen, O’nunla O’nun için olan bir zatın da O’ndan gayrisini sevmesi, kendisine asla zarar vermez. Zira neyi, nasıl ve nerede kullanacağını bilir. Çünkü muallimi, Allah Teala’dır. İnsanın sevdiği şeyle bağlanması ise kemalat elde etmekten, rızadan ve bütün insani üstünlüklerden insanı mahrum eder…

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.