Nefisten Kurtulmanın Yolu, Musahabe ve Mücahededir

Evliyaullahtan biri, bir gün dostları ve müridleriyle oturup sohbet ederlerken dışarıdan gelen bir kimse kendisine bir miktar para getirir verir. O zatın hatırına, önce bu parayı orada bulunan fakir dervişlere dağıtmak gelir. Sonra kendi kendine der ki: Hele dursun da belki çok lazım olan bir durum ortaya çıkar, belki ona sarfederiz. Bu düşünceyle bu parayı o anda dağıtmaktan vazgeçer. Derhal dişinin birine bir ağrı girer, ne yaparlarsa ağrı geçmez. Nihayet dişini çektirir. Bu kez de çekilen dişin yanındakine ağrı girer, onu da çektirir, derken üçüncü bir dişine de ağrı girer. O sırada gizliden bir nida ile sırrına hitaben: “O parayı dağıtmaya niyet ettin, fakat sonra bu fikrinden döndün. İlk niyetinden dönme ve o parayı dağıt… yoksa dişlerini tamamen söktürürüm” diye ikaz edilir. O da derhal işi anlar, parayı dağıtır ve dişinin ağrısı da kesilir.

Evliyaullah böyledir. Bir kusurları olsa kendileri ilhamla, ihtarla kısaca bir şekilde ikaz olunurlar, hatalarını anlayıp düzeltirler. Fakat biz hiçbir şeyden haberdar değiliz. Ne kusurumuzu söyleyecek var ne de bizi ikaz edecek var. Bu itibarla ne yapmak lazımsa bir an evvel yapıp bu körlükten, bu basiretsizlikten, bu zulmet ve gafletten kendimizi kurtarmalıyız.

Bunun da başka çaresi yoktur, ancak bu nefisten kurtulup hakkani bir kulak, hakkani bir göze sahip olarak basiret ehlinden oluruz. Nefisten kurtulmak iki şeyle mümkündür: Sohbet ve mücadele.

Evet biz bize kalırsak, yalnız başımıza bu nefsin elinden kendimizi kurtaramayız. Ama bir taraftan kendimiz çalışıp çabalar, mücadele eder, nefse muhalefetle onun her dediğine hemen baş üstüne demeyip diğer taraftan da evliyaullah yanına koşup, onlara hizmet ve muhabbetle ve böylece zikir ve sohbetle onların feyiz ve himmet nazarlarını çekmeye gayret ve himmet edersek, ancak o zaman işimiz yoluna girebilir.

Bu sohbet, nefis ve şeytan zehirlerine karşı panzehirdir. Peygamber Efendimiz de [sallallahu aleyhi vesellem], “Alimlerden dininizi öğreniniz, hikmet ehliyle oturunuz, büyüklere karışınız” diye emir buyurmuşlardır.

Kısaca sohbetten kaçmamalıdır. Evliyaullahtan ayrı ve uzak kalmamalıdır. Zira her nimet bunlarla elde edilir. Nisbetimizi korumaya, evliyaullaha olan muhabbetimizi artırmaya çok dikkat ve itina etmek lazım gelir. Bazan bakarsın ki muhabbetin azalıyor gibi oluyor, işini gevşetmeye başlıyorsun. Derhal bunun sebebini bulmaya çalışmalı, hemen tövbe ve istiğfar etmelidir. Şayet böyle yapmaz, hiçbir şeye dikkat etmezsek artık tamamen bozulmaya başlarız. Sonrasında da evliyaullah dan kaçmaya başlar ve tamamen yabancılar seviyesine ineriz.

Hatta olur ki insan ufak bir hatası yüzünden kırk-elli senede kazandığı kemali de kaybeder. Sonrasında tövbekar da olsa önceki mertebesini belki de bulamaz. Bulsa da pek zorlukla bulur. İnsan halidir, olur ki bir hata bir kusur da eder. Fakat müminin hemen ondan tövbe edip dönmesi, kusur ve günahta ısrar etmemesi lazımdır. Tövbe makbuldür. Günah bazan insana yokluk, zillet ve acziyet verdiğinden dolayı ilerleme sebebi de olabilir. Fakat bu bir defaya mahsus olmalıdır. Günahta ısrar, Allah korusun, insanı küfre kadar sürükler.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.