Mevlana Halid Efendimiz [k.s]

Rabbani nimetleri, tarifsiz manevi hazzı idrak edememek varlıktan doğar. Bu konuda ibret alınacak pek çok olay vardır. Bu olaylardan bir tanesi de Mevlana Halid‘e [kuddise sırruhu] aittir.

Bilindiği üzere bu zat-ı muhterem, mürşidi olan Şah Abdullah-ı Dihlevi hazretlerine gitmezden evvel olgunluğu, fazilet ve ilmiyle asrının bir tanesi idi. Takvası ve verası da ona göre idi. Mübarek, zahiri olan bu ilim ve amelle, işin tamam olamayacağını anlayarak, bir yıl devamlı yaya yürümek suretiyle ve o nazenin vücudunu yolculuğun her türlü zorluk ve tehlikesine maruz kıldıktan sonra Dehli’yi şereflendirerek Şah Abdullah-ı Dihlevi intisap ediyorlar. Şah hazretlerine çok müddet hizmet ettiği, sırtında kırbalarla su taşıdığı ve hatta -haşa huzurdan- helaları temizlemekle görevlendirildiği hep bilinen konulardır.

Rivayet olunur ki böyle bir hizmet devresinin sonunda kendisine hilafet verilmesi (irşada memuriyet ve izin verilmesi) konusunda, bazı zatların rica ve aracı olması üzerine bir gün Şah Dihlevî hazretleri, “Pekala, bize bir akşam namazı kıldırsın” diye emir buyururlar. Mürşidinin emrine uyup mihraba geçen Mevlana Halid Efendimiz iftitah tekbirinden ve Şâfiî oldukları için, “Inni veccehtü…” yü okuduktan sonra, Fatiha suresini okumadan, sadece, “Tebbet yeda” diyebilir ve bunu birkaç defa tekrar ettiği halde ilerisini okuyamaz. Bunun üzerine Şah Abdullah-ı Dihlevi hazretleri, Mevlana Halid Efendimiz’i mihraptan çekerek ve nefsinin kırılmasını gerektiren birçok şeyler söyleyerek, kendileri bizzat mihraba geçip namazı kıldırırlar. Bu hadiseyi bizzat Mevlana Halid hazretleri nakletmişlerdir.

Evet, mürşid-i kamiller birer uzman hekimdirler. Bu sebepledir ki Şah Abdullah-ı Dihlevi hazretleri de yukarıda beyan edilen olaydaki tasarruflarıyla, Mevlana Halid hazretlerinin, belki kendisinin dahi farkında olmadığı, varlığını aldıktan sonra kendisine tarikat vermiş ve sülukünün ardından, hilafet ve icazet ihsanıyla memleketine uğurlarken epeyce bir mesafe kendisiyle birlikte yürümüş, ayrılacakları esnada: “Ya Halid! Çok şey iste…” diye emir buyurmuş, bunun üzerine Mevlana Halid Efendimiz de, “Bu irşad yükünün altına girdikten sonra başkasına muhtaç olmamak üzere istedikleri manevi diğer şeyler arasında, gına da (zenginlik) istemiş. Veda sonrasında ise, “Halid ne varsa götürdü” diye şah hazretlerinin ferman buyurması üzerine, diğer halifelerinin canı sıkılmış. Bunun üzerine şah hazretlerinin, “Hayır, sizin bu sözüme canınız sıkılmasın. Zira ona bunları veren ve ikram eden  Cenab-ı Hak’tır. Bunun yanı sıra bundan size bir zarar da yoktur. Size de muhakkak ki ihsan buyurur. Lakin onun (Halid’in) işi başkadır” diye buyurmuştur.

Mevlana Halid Efendimiz memleketlerine döndüklerinde, daha önce dostu olanların hepsi kendisine itiraz ve düşmanlık etmeye başlamışlar, fakat sonradan gerek bunlara ve gerekse etrafa ve hatta bütün dünyaya, bu tarikatı yaymaya muvaffak buyrularak, alemleri feyizle doldurmuş ve dört yüzden fazla halife yetiştirmiştir. Bu başarı, cihanda hiçbir zata nasip olmamıştır. İşte o varlıktan kurtulmanın sonucu böyle olur.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.