Lokman Suresinde, Lokman Aleyhisselam’ın Oğluna Vasiyeti

Lokman suresinde, Lokman [aleyhisselam] oğluna vasiyet buyuruyor ve bunu da onun dilinden Cenab-ı Hak,

“Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir” (Lokman 31/17)

ayet-i celilesiyle bize haber veriyor ki biz de bu vasiyetle amel edelim..

Evet Hz. Lokman [aleyhisselam] buyuruyor ki: “Oğlum sen namazı ikame et.” Şeran namazı ikame etmek; bilinen hareketler ve kendine has erkanıyla birlikte beş vakitte eda olunan ilahi bir farzdır. Fakat, şeriatın batınında ve evliyanın dilinde “ikame”nin manası; “nefsin arındırılması” ile beraber, gönlün daimi huzurullah ile meşgul olmasıdır. Evet, namaz kılan kıbleye döner ve namazı kılmaya başlar da bu sırada gönlü, Hak Teala’dan kopuk olarak, başkalarıyla ve masiva ile dopdolu bulunursa o adam aslında namaz kılmıyor demektir. Buna karşılık, bir kimse ki farz olan namaz vakitlerinin dışında bile Hak ile daim ve kaim olursa, o bizzat namaz içinde olmadığı zamanlarda da yine, namazı ikame ediyor gibidir.

Böyle diyorum ama, sakın bundan farz olan namazın terkedilmesi manası çıkarılmasın. Haşa ve kella, öyle bir şey olamaz. Yine hatıra gelir ki mademki biz doğru namaz kılamıyoruz, şu halde ne diye kılalım? Hayır bu da mümkün değildir. Bu türlü de kılınsa o namaz şer’an eda olunmuştur. Fakat, namazlarımızı yukarıda tarif olunan şekilde kılmaya çalışır, bu noktada istekli ve gayretli bulunursak muhakkak ki bize çok faydası olur. Hedefimiz bu olmalıdır. Zira namazın mertebeleri vardır: Nefsin namazı, kalbin namazı, ruhun namazı ve sırrın namazı gibi…

Sonra, Lokman [aleyhisselam] yine buyuruyor: “Ve dahi sen, iyiliği emret, kötülükten de vazgeçirmeye çalış.” Bunun da dereceleri vardır: Uygun bir dil, tatlı sözler ve muhatabın aklı yatacak şekilde, zahiren ilahi emirlere onu teşvik edip isteklendirmek ve ilahi yasaklardan da onu engellemek lazımdır. Bu emir ve yasağı, insan, din kardeşinden önce, kendi nefsine yapmalıdır. Ariflerin marufu (bildikleri) ise Allah Teala’dır. Onlar, o gerçek marufu, O’na gidecek usul ve yolu bilip, o şekilde nefislerine ve din kardeşlerine, marufla marufu ve O’na kavuşmanın usulünü emrederler. O hakiki marufun marifet ve kemalatından, kişiyi alıkoyup meşgul edecek şeyleri, yani zahir ve batın münkerlerini (kötülüklerini) bilip, din kardeşlerini onlardan engelleyip sakındırırlar.

Sonra yine Hz. Lokman buyuruyor ki: “Ve dahi, sana isabet eden şeylere sabret…”

İnsana evvela isabet eden şey, Allah’ın emirleridir. Çünkü bu ilahi farzlar nefse gayet ağır ve acıdır.

ikincisi, Allah’ın yasakladıklarından nefsi menetmektir. Kötü ahlaktan uzaklaşıp Allah’ın razı olduğu ahlak ile ahlaklanmaktır. Bu yolda zikir, fikir ve Allah yolunda mücahede ve mücadeledir.

Emir bi’l-ma’ruf ve nehiy ani’l-münker (iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma) görevini yaparken meydana gelecek zahmetlere, halkın itirazlarına, müdahale ve inkarlarına ve bunlara benzer türlü zorluklara katlanmaktır.

Hak ile, Hak için olmaya sabretmek, bu sabrın en yüksek, en güzel ve son mertebesidir. İşte bu şekilde olmak azmedilmeye değer işlerdendir…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.