Kur’an’ın Muhatabı Akıl Sahipleridir

Akıl Sahipleri Kimlerdir?

Musa [aleyhisselam] zamanında, mel’un İblis, birbiriyle iyi geçinen iki komşudan birinin buzağısını çözdü. İpi çözülen buzağı gidip diğer komşunun ineğini emdi. ineğin sahibi bunu görünce buzağıya bir taş attı ve buzağı öldü. Buzağının sahibi çıktı ve ineğin sahibine, “Allah’tan korkmuyor musun? Buzağı bir süt emdiyse ne oldu. Bunun için buzağı öldürülür mü? 2 kilo süt emdiyse ben sana 9 kilo vereydim” deyince ineğin sahibi de, “Sen neden buzağına sahip olmadın?” derken birbirlerine girdiler. iki taraftan toplam dokuz kişi öldü.

Musa [aleyhisselam] risalet nuruyla hadiseye vakıf oldu. Mel’un İblis’i tutarak ona kızdı:

Utanmıyor musun, dokuz kişinin ölümüne sebep oldun?

– Ya Musa, ben bir şey yapmadım ki… Yalnızca bir buzağının ipini çözdüm.

Efendiler birbirimizi öldürmemize bir buzağının ipinin çözülmesi kifayet eder. Bizi ufacık bir mesele ile avlayan iblis, karı koca katili, komşu katili yapar. Meydana gelen cinayetler incelendiğinde, beş para etmez meselelerden çıktığı görülür.

Beldenin ahalisi şeytanın vesvesesi ile endişeye kapılarak Rahime annemize, “Ya Rahime, Eyyüb’u al ve bu şehirden çık. Bizimle de görüşme. Yoksa sizi taşa tutar ikinizi de öldürürüz” dediler. Şeytanın muradı yerine gelmeye başladı.

Rahime annemiz Eyyüb’u [aleyhisselam] sırtına alarak şehrin dışında bir yere götürdü. Altına kum yaydı. Başına taştan bir yastık koydu. Bulduğu çalı, çırpı ve dallarla ufak bir kulübe yaptı.

Ulemanın beyanına göre Eyyüb [aleyhisselam] on sekiz sene hasta kaldı. Bazı ulema on üç sene bazıları da yedi sene yedi ay demişlerdir. Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] hadis-i şerifinde yedi yıl yedi ay dert ve bela çektiği beyan buyrulmuştur. Bir gün Rahime annemiz Eyyüb’a [aleyhisselam] şöyle dedi:

  • Ya Eyyüb, ne olur dua etsen. Sen Allah’ın sevgili kulusun. Bu dertten bizi kurtarsa olmaz mı?
  • Ey Rahime, sağlık ve mutuluk günlerimiz ne kadardı?
  • Seksen küsür sene.
  • Ben Allah’tan utanırım. Yedi sene sıkıntı çektiysem, seksen senelik huzurlu ve rahat hayata karşı dua etmeye utanırım. Ne zaman bela ve musibet seksen seneye ulaşırsa belki dua ederim.

Bu yüzden Allah Teala, “Gerçekten biz Eyyüb’u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah’a yönelirdi” (Sad 38/44) ayet-i kerimesi ile Eyyüb’un [aleyhisselam] kemalatını bize haber verdi.

Mel’un şeytan Eyyüb’u [aleyhisselam] şehirden çıkardı ama hala intikamını alamadı. Maksadı Rahime annemizi Eyyüb’dan [aleyhisselam] ayırıp onu yalnız bırakmaktı. Bir gün bu maksatla insan suretinde Rahime annemizin karşısına çıkarak ona sordu:

  • Ey Rahime, sen Hz. Yusuf’un torunu değil misin?
  • Evet, torunuyum.
  • Sen ne yapıyorsun?

Ben Eyyüb’a [aleyhisselam] bakıyorum, kendisi dert ve belalara müptela oldu. Ben o ali peygambere hizmet ediyorum

  • Kendine yazık ediyorsun. O nasıl peygamberdir ki her yerini dert kaplamış! Hastalığı ya sana da geçerse. Niçin ondan uzaklaşmıyorsun?
  • Onun üzerimdeki hakkını ödeyemem. Nimet ve rahat vaktinde onunla yaşadım; hastalık halinde yalnız bırakamam. Rabbim’den utanırım diyerek yürüdü, gitti. Rahime annemizin bu hali iblis’i deli etti. Annemiz başından geçenleri Eyyüb’a [aleyhisselam] anlattı. Hz. Eyyüb, “Ey hanımım, o gördüğün mel’un İblis’ti. Sana vesvese vererek seni benden ayırmak ister. Muradı, seni sadakatten uzaklaştırmak, beni de uğradığım belada daha elim bir vaziyete sokmaktır. Sana tembih ediyorum, o me’lunla konuşma.”

Başka bir gün mel’un şeytan tabip suretine girerek yine Rahime annemizin karşısına çıktı. Ona şöyle dedi:

  • Sen herhalde hasta olan Eyyüb’un hanımısın. Ben öyle kıymetli bir doktorum ki onun hastalığını derhal iyi edebilirim. Ama bazı şartlarım var.
  • Nedir şartların?
  • Eyyüb’a şarap içir. Şifasını da doktor verdi, desin. O şarabı içince iyi olacaktır. Annemiz duyduklarını gelip Eyyüb’a [aleyhisselam] söyledi. Hz. Eyyüb “Ey hanım, o şeytandır. Allah hangi hastalığa haram olan şarapla şifa verir. Ondan kendini koru” ikazında bulundu.

Son olarak İblis, Rahime annemize çok yakışıklı ve zengin bir kimse olarak göründü. Yolunu keserek Rahime annemize şöyle dedi: “Sen kimsin? Senin gibi güzel kadın hayatımda görmedim. Ben yakın köyden filan asilzadeyim. Servetimin bu çevrede emsali yoktur.” Rahime annemiz Hz. Yusuf’un torunu olması hasebiyle onun güzelliğinden bir güzellik taşıyordu. Cevabı şöyle oldu: “Ben hasta olan Eyyüb’un hanımıyım. Ona hizmet ederim. O, Allah’ın peygamberidir. Ondan başkasına meylim yoktur.” Bu cevap üzerine şeytan Rahime annemizden ümidini kesti.

Rahime annemiz Eyyüb’a [aleyhisselam] olup bitenleri bildirince Hz. Eyyüb bu sözlerden sıkılıp gazap haline geldi ve yemin etti: “Ey Rahime, ben sana o mel’unla konuşma demedim mi? Eğer bu mihnet ve hastalıktan kurtulursam sana yüz sopa vuracağım!”

Hz. Eyyüb’un [aleyhisselam] hastalığı şiddetlendi. Hastalık kalp ve diline geldi. Bu durumda zikrine halel gelmeye başladı. Vücudunu saran hastalık diline ve kalbine ilişince peygamberlik vazifesini yerine getirebilmesi çok zorlaştı. Maddi olan hastalığın ıstırap ve illetinden şikayet etmek için değil, Allah’a ibadet ve taatte noksan kalmak üzüntü ve düşüncesiyle şöyle dua etti: “Bana gerçekten hastalık isabet etti. Sen merhametlilerin en merhametlisisin” (Enbiya 21/83). En sonunda iyileşmek için dua etmesinin sebeplerini müfessirler şu şekilde izah ettiler:

  1. Şeytan Eyyüb’a [aleyhisselam] gelip, “Bana secde edersen seni bu beladan kurtarırım” deyince, ulu peygamber, kendi bedenindeki hastalıktan değil şeytanın zararından dolayı dua etti.
  2. Eyyüb’a [aleyhisselam] iman edenlerden birkaçı, “Eğer bu, peygamber olsaydı, böyle belalara müptela olmazdı” diyerek onun mübarek gönlünü mahzun ettiler. Bu yüzden dua etti.
  3. Rahime annemiz, çaresiz kalıp satacak hiçbir şeyi kalmayınca elbisesini sattı. Bir kadının elbisesini satacak hale gelmesi, o iffet abidesi hatun için çok şiddetli bir elemdir. Bazı müfessirlere göre Hz. Eyyüb, annemizin bu hale düştüğünü görmesi üzerine dua etti.
  4. Bir gün Cebrail [aleyhisselam] Eyyüb’a [aleyhisselam] geldi. Baktı ki Peygamber hiç konuşmuyor, zerre miktar şikayeti yok. Ona sordu:
  • Ya Eyyüb, neden böyle durursun?
  • Sabırdan başka çare nedir, ne yapabilirim ki ya Cibril?
  • Hak Teala’nın hazinesinde bela çoktur. Senin sabretmenle bu bela ve musibet bitmez ki…
  • Ne yapayım o zaman?
  • O’ndan afiyet iste. Belayı veren Allah şifa ve afiyeti de verir. Bunun üzerine Hz. Eyyüb mübarek duasını etti.

Hz. Eyyüb’un iyileşip sıhhat ve afiyet bulması şöyle oldu: Rahime annemizin yiyecek aramak üzere dışarı çıktığı bir ikindi vakti Cebrail [aleyhisselam] geldi. Ona Allah Teala’nın sıhhat ve nimet vereceği haberini getirdi: “Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su” (Sad 38/42). Başına bir avuç serpti. Hastalığı kudret-i ilahiyye ile derhal geçti. Kuvveti geri geldi, taze bir genç oldu.

Peygamber kıssalarından maksat, sebep ve illetleri kaldırmak, müsebbib-i hakikinin Allah olduğunu bilmektir, Kur’an-ı Kerim’deki bütün meseleler Rabbimiz’in azametini göstermek içindir. Bunun bir misali de Bakara’da görülmektedir: Musa’nın [aleyhisselam] yakınlarından biri haksız yere katledildi. Beni İsrail, şu öldürdü, bu öldürdü diyerek birbirine girdi. Rab Teala Musa’ya [aleyhisselam] vahyetti: “Onlar bir öküz kessinler. O öküzün etini öldürülen adama vursunlar. Ölen kalksın katilini haber versin.”

Öküz kesildi. Etinden bir parça ölüye vuruldu. Ölü dirildi ve kendini öldürenin kim olduğunu söyleyip gene yere düştü.

Bütün kıssalarda hepimize Allah Teala’nın ihtarları vardır. Bütün kıssalar Halık-ı Zülcelal’i bilmek içindir. Kur’an-ı Kerim’de bu kıssalarda, “Ya habibim”, “Ey Resülüm”, “Ya Nebiy-yi Zişanım” gibi hitaplar bulunması, Habib-i Ekrem Efendimiz için halkeden olduğunu, eğer o isterse sebepsiz olarak halketmeye de kadir olduğunu bilelim.

Cebrail [aleyhisselam] Eyyüb’a [aleyhisselam] hülle yani cennet elbiseleri giydirdi. Başına tac koydu. Lütuf bulutu üstüne esti.

Rahime annemiz şehirden döndü, Eyyüb’u [aleyhisselam] aramaya başladı. O genç adamın Eyyüb [aleyhisselam] olduğunu anlamadı. Ağlayarak kırlara koştu. “Bu kadar sıkıntı çekmişken hazineyi elden kaçırdım, hastamı uçurdum, kaybettim. Ya Rabbi, bu başıma gelen ne musibettir!” diye feryat etti. “Oh, iyi ki kurtuldum!” demedi. Rahime annemiz göz yaşları ile peygamber olan eşini arayadursun Eyyüb [aleyhisselam] tebessümle sadık eşini seyrediyordu.

Rahime annemizin üzüntüsüne Cebrail [aleyhisselam] dayanamadı “Ya Eyyüb, Rahime’ye acı da çağır artık” dedi. Eyyüb [aleyhisselam] Rahime annemize seslendi:

  • Ey hanım, kimi arıyorsun
  • Benim bir hastam vardı. Hayat arkadaşım idi. Onu arıyorum.
  • ismi neydi?
  • Eyyüb idi.
  • Sıfatı neydi?
  • Sabırlı idi.
  • Kime benzerdi?
  • Gençliğinde sana benzerdi.
  • Ya Rahime, gel, Eyyüb benim. Rabbim bana sıhhat verdi, dedi ve sarılıp ağlaştılar.

Ne mutlu o karı kocaya ki Allah için sabrederler. Ne mutlu o karı kocaya ki dünya hayatında din-i İslam’a sarılmak için birbirlerine yardım ederler. Ne mutlu o hanıma ki kocasının dini için cefaya katlanır. Ne mutlu o kocaya ki hanımının dini için cefaya katlanır.

Eyyüb [aleyhisselam] ile Rahime annemiz şehre doğru yola çıktılar. Şehrin kapısına yaklaşınca, halkın kendilerini karşılamaya çıktığını gördüler. Eyyüb [aleyhisselam] sordu:

  • Ey ahali, bu ne haldir, nereye gidiyorsunuz?
  • Bir ses duyduk. “Ey insanlar, Eyyüb size geliyor. Onu karşılayın” diyordu. Gökten gelen bu seda ile Eyyüb’u karşılamaya gidiyoruz.

Eski, köhne evinin önüne gelen Hz. Eyyüb orayı yenilenmiş olarak buldu. Ellerinden çıkan malları hep geri gelmişti. İşte Kadir-i Mutlak’ın “Ol” emriyle her şey yerine geldi. Yüz çeviren dostları muhabbetle kendisine yöneldiler. Nitekim ayet-i kerimede Rab Teala, “Tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahipleri için bir ibret olarak Eyyüb’a bütün ailesini, beraberinde bir mislini daha bağışladık” (Sad 38/43) buyurmuştur.

Bütün hitap akıl sahipleri içindir. Adem [aleyhisselam] yaratıldı ve Cibril [aleyhisselam] bir tabakla aklı, imanı ve hayayı getirdi. Bunların birini seçmesini söyledi. Hz. Adem aklı seçti. Akıl girdi. İman “Rabbim bana emretti. Akıl neredeyse ben de oradayım” diyerek o da girdi. Haya, “Rabbim bana emretti. İman neredeyse ben de oradayım” dedi ve o da girdi. Bu yüzden mümin her bir meselede akl-ı selim ile hareket etmek mecburiyetindedir.

Ayet-i kerimedeki, “Eyyüb’a ailesini, beraberinde bir mislini bağışladık” buyrulması Keşşaf Tefsiri’nde vefat eden çocuklarının dirilmesi olarak açıklanmıştır. Molla Gürani Tefsir’inde, vefat eden evladı kadar çocuğu sonradan dünyaya geldiği bildirilmekte, Vahidi Tefsir’inde, İbn Abbas’tan rivayetle “Allah Eyyüb’un hanımını gençleştirdi ve onlara yirmi altı oğul verdi” denilmektedir.

Hak Teala Eyyüb’a [aleyhisselam] bir melek gönderdi, “Ey Eyyüb, AIlah Teala, sana belalara sabrettiğin için selam söylüyor. Harman yerine çık” dedi. Eyyüb [aleyhisselam] harman yerine çıktı. Allah Teala üzerine kızıl renkli bir bulut gönderdi. Eyyüb’un [aleyhisselam] üzerine altın çekirge yağdı. Eyyüb [aleyhisselam] eteğini kaldırarak altın toplamaya başladı. Onun bu haline melek gülerek,

  •  Ey Eyyüb, harman içinde olanlar yetmez mi ki sen eteğini de açarsın, deyince,
  •  Bu hal Rabbim’in bereketindendir. Rabbim’in bereketine karşı kanaatkar olmak olmaz, buyurdu.

Buhari, Ebu Hüreyre’den rivayetle şöyle bildiriyor: Eyyüb [aleyhisselam] mucizeli suda yıkandığı sırada önüne altından bir çekirge sürüsü düştü. Bunun üzerine Allah Teala, “Ey Eyyüb, görmüyor musun? Ben malını sana iade etmek suretiyle seni zengin kılmadım mı?” buyurdu. Eyyüb [aleyhisselam], “Evet ya Rabbi, bu suretle zengin kıldın. Fakat senin hayır ve bereket hazinelerine benim için doymak yoktur. Binaenaleyh ind-i ilahide her ne buyurursan kabulümdür. Çünkü seven sensin, veren sensin. Senin verdiğin şeyi nasıl reddederim. Bela olsa da reddetmedim; şifa olsa da reddetmem” cevabını verdi.

Eyyüb [aleyhisselam] hastalığı esnasında, gazap ile iyileştiği zaman hanımına yüz sopa vuracağına yemin etmişti. Alah Teala Hz. Eyyüb’a yeminini hatırlattı: “Eline bir demet sap al da onunla vur yeminini böylece yerine getir …” (Sad 38/44) buyurdu. Hz. Eyyüb Allah Teala’dan aldığı bu ilahi emirle yüz çubuğu bir demet yapıp hanımına bir defa vurdu. Böylece yeminini yerine getirdi. Cenab-ı Hakk’ın bu lütfuna erişen hanımı çok memnun oldu. İncinmeden cezanın tatbikini, yeminin yerine gelmesine hamd ü sena ederek Allah’a iltica etti.

Böylece Allah Teala Eyyüb’a [aleyhisselam] şifa ihsan eyledi. Ne var ki kendisine iki mesele zor geldiğinden bir seher vakti ah eyledi. Kendisine sordular:

  • Ya Eyyüb, bu kadar nimete ve sıhhate kavuştun. Bu ah edişin nedendir?
  • Bana her seher vaktinde, “Ey bizim hastamız nasılsın?” diye hitab-ı ilahi gelirdi. Şifa bulunca bu hitap kesildi. Keşke hasta olsaydım da seherlerde Allah Teala bana “Ey bizim hastamız!” hitabını gönderseydi.

Eyyüb’a [aleyhisselam] sordular:

  • Ya Eyyüb, sen bu kadar hastalık, musibet, sıkıntı gördün. Sana en zor gelen şey ne oldu?
  • Bela ve hastalık zor gelmedi de dostların serzenişi bana zor geldi.

Rab Teala seher vakti “Ey bizim hastamız!” dediklerinden etsin. Dostlara ve sevdiklerimize serzenişte bulundurmasın. Amin!


 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.