Kuran’ı Okumak, Anlamak ve Yaşamak

İbn Mesud hazretleri buyuruyor ki: “Şeytan her gün sabahleyin insanları saptırmak ve kandırmak için adamlarını etrafa dağıtır. Sonra onları başına toplayarak ne yaptıklarını sorar. Hiçbirine pek öyle itibar etmez de en çok küçük büyük, insanları Kur’an-ı Kerim okuyup, onunla amel etmekten geri bırakan adamlarına itibar eder.”

Evet, İbn Mesud hazretlerinin buyurdukları gibi şeytanın herkesle olan muamelesi o adamın şahsına, meşrebine ve haline göre olur. Mesela bir küçüğü, çocuğu Kur’an okumaktan geri kor, büyükleri de O Kur’an’ın manasını bilmekten ve onunla amel yapmaktan geri bırakır. Alimi de Kur’an’ın batını ve hakiki manasını işitmekten ve gereği gibi amelden alıkoymaya çalışır.

İnsan ne kadar büyük bir zata mensup olursa olsun, o kişi murad-ı ilahinin kendi vücudundan bilinip bulunmasını isteyip arzu etmezse, o büyük zat ona hiçbir şey yapamaz, yahut yapmaz. Peygamber Efendimiz’e [sallallahu aleyhi vesellem] bu kadar hizmet eden Ebu Talib bu konuda bize misaldir. Çünkü Allah’ta cebir, zorlama yoktur.

Gerçi yalnız istemekle de iş bitmez. Bunun için iki şey lazımdır. Birincisi, Resulü’s-sakaleyn Efendimiz’in tam ve kamil bir varisi olan bir mürşide şiddetli muhabbet; ikincisi de onun sohbetine devam ederek ona tabi olmaktır. İşte o insan bununla matlubuna elbette kavuşur.

Bizim zamanımız çok başka türlü oldu. İnsanın bu zamanda imanını kurtarması bile, Cenab-ı Hakk’ın özel bir lütfu ve ihsanıdır.

“Şimdi (ey müminler!) Onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelamını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi” (Bakara 2/75).

Bakın dikkat edin, bu ayet-i kerime sanki zamanımız insanları için indirilmiş gibidir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.