Kim Allah Katındaki Yerini Öğrenmek İstiyorsa…

Kim Allah katındaki yerini öğrenmek istiyorsa, kalbinde Allah Teala'ya verdiği yere baksın.

Hikem-i Ataiyye sahibi Ataullah-ı İskenderi buyuruyor ki: “Eğer sen ilm-i ilahideki kıymet ve mevkiini anlamak istersen seni hangi işte ve nerelerde bulundurduğuna bak…”

Bu meselede insanlar iki kısımdır: Ya “şakiler” veya “saidler.”

Şakiler, yani asi ve mahrum olanlar, kafirlerle bunlara dahil olanlardır. “el-Küfrü milletün vahideh” yani, “Küfürde olan ne kadar topluluk varsa, bunlar ayrı ayrı da olsalar hepsi bir topluluk sayılır” hadis-i şerifinin hükmü gereğince bunların hepsi birdir.

Saidler ise bir tarafta “ashab-ı meymene” (sağda Olanlar, amel defterleri sağdan verilenler), diğer tarafta da “mukarreb ve sabikun” (hayırda önde olan ve bu sebeple Allah’a yakın olanlar) olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Ehl-i meymene de ikiye ayrılır: Bunlardan birinci kısma dahil olanlar zahiri ibadetleri ifa ederlerse de hassasiyet göstermezler ve emrin batınına ise asla önem vermezler. Zahiri ve batıni isyan ve günah işlemeyi huy edinmişlerdir. Allah dostlarını sevmezler. Bunlardan ziyadesiyle korkulur.

Ehl-i meymenenin ikinci kısmına dahil olanlar ise zahiri ibadet ve taat ile meşguldürler ve evliyaullahı da severler. Sadakat ve ihlasları yanında evliyaullaha olan muhabbetleri dolayısıyla, Cenab-ı Hak bunları zatına layık etmek üzere bir kamil mürşide gönderir. Fakat bunlarda da batıni isyan ve günah meyli mevcut olduğundan, hatta zahiri isyan ve fasıklıktan da tamamen kurtulmamış olduklarından gayret ve himmetlerini artırdıkları ölçüde ilerleyebilirler.

Sabikun ve mukarreblere gelince: Bunlar da iki kısımdır:

Birinci kısım; zahiri ibadet ve taat ile dikkatli bir şekilde amil olurlarsa da bunlar Allah adamlarını ve evliyaullahı o kadar sevmezler. Bu iki sebepledir: Ya manevi sarhoşluktan dolayıdır ki mazurdurlar. Ya da henüz varlık kalıntısı vardır da o sebepledir. Bunlar kendilerinden daha kamil bir zata tesadüf etmezlerse bu mertebelerinde kalırlar, tabii noksandırlar.

İkinci kısım ise; ilahi emirlerin hem zahirine ve hem de batınına tam itina ile bağlanmakla beraber, evliyaullahı ve Allah’ın sevdiklerini de severler. Bunlar Hakk’a vasıl ve halkı Hak’la Hakk’a davet ederler. İşte ricalullahın (Allah erlerinin) bu türlüsü pek azdır ve enderdir.

Bazıları da vardır ki Hakk’ı bulmuş ve fakat halkı kaybetmişlerdir. Bunlar da kamil ve büyük iseler de öncekilerden geridedirler. Bunlar şarabı bulmuş, fakat sarayı unutmuş kimseler gibidirler.

İşte her zümrenin, ilahi ilimdeki yeri ve kıymeti, onların nerede ve ne işle meşgul olduğuna bağlıdır. Ve yine herkesin gönlündeki meyil ve muhabbet, arzu ve himmet neden ibaretse, onun Allah katındaki itibarı da ona göredir. Nitekim hadis-i şerifte, “Kim Allah katındaki yerini öğrenmek istiyorsa, kalbinde Allah Teala’ya verdiği yere baksın “ buyrulmuştur. Bir kimsenin ind-i ilahideki kadir ve mevkiinin, Cenab-ı Hakk’ın o kimsenin gönlündeki kıymet ve yeriyle denk olacağını açıklayan bu hadis-i şeriften, ben çok haya ediyorum ve çok korkuyorum.

Nasıl olur ki insanın, murdar nefsinin ufak bir arzusuna ve bu murdar dünyanın en ufak bir işine olduğu kadar, Allah’a ve O’nun isteklerine rağbet ve itibarı olmasın… Evet bu nasıl olur? “Sübhanallah, ve la havle ve la kuvvete illa billah…

Evet, ind-i ilahideki kıymet ve mevkimizi bilmek istiyorsak bakacağız: Hürmet, korku ve heybet, celal ve muhabbet, zikir ve huzur cihetlerinden kalbimizde Cenab-ı Hakk’ın kıymet ve mevkii ne kadardır? Bunlara ve Hak Teala’nın bizi, hangi hizmetle meşgul kıldığına bakıp kendi değer ve şerefimizi anlayacağız.


 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.