Kelime-i Tevhidin Fazileti

Kelime-i Tevhid

Bakınız, Fahr-i Kainat Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyorlar: “Yarın kıyamet gününde Rabbül-alemin’in huzuruna İsrailoğulları’ndan birini getirirler. Melekler çok araştırırlarsa da hiçbir salih amelini göremezler. Sonra, ‘Ya Rabbi! Bu adamın hiçbir salih ameli yok ancak bir yüzüğü var, üzerinde kelime-i tevhid kazınmıştır’ derler. Cenab-ı Hak da, Bu kulumu işte bu kelime-i tevhide bağışladım’ diye ferman buyurur.

Hakikat ehli büyüklerimiz hazeratı bu hadis-i şerifi beyandan sonra buyuruyorlar ki: Bir adam ki hiçbir emri yerine getirmediği halde, sadece yüzüğünün kaşında bir kelime-i tevhid yazılı olduğundan dolayı bağışlanırsa; ya, acaba, bu mukaddes kelime-i tevhide devamlı çalışanın ve tevhid-i sübhaniyi kalbinde sabit kılarak hakikatine ulaştıranın hal ve şanı ile Allah katındaki kadri ve mevkii nasıl olur? Buna kıyas etmelidir. Bu büyüklük hiçbir şekilde söze ve tarife gelmez. Evet, biz elimizdeki bu muazzam İslam nimetine çok şükredelim ve kadrini çok ziyade bilelim. Cenab-ı Hak inşallah hakkımızda nimetini tamamlar ve onun tamamını ihsan buyurur.

Büyükler, tevhidi iki türlü tarif buyururlar: Biri avamın, diğeri ise ariflerin tevhididir. Avamın tevhidi, dille ikrar, kalben tasdik ile beraber, dili ve kalbiyle şükürle meşgul olup, nimeti Hazret-i Münim’den, nimetlerin gerçek sahibinden bilmektir. Ariflerin tevhidi ise bunlarla birlikte nimetle meşgul olmaksızın nimetin sahibi olan Hak Teala ile gönüllerinin kesintisiz bir şekilde meşgul olmasıdır. İşte tevhidin de en üst mertebesi budur.

Efendiler, bu ümmet-i merhumeye olan ilahi ikram ve ihsanlar hiçbir ümmete olmamıştır. Hz. Musa gibi, Hz. İsa da [aleyhimesselam] sormuş: “Ya Rabbi! Ümmet-i merhume diye bu kadar methettiğin ümmet, hangi ümmettir?” Cenab-ı Hak da, “Ya İsa! O benim habibim aleyhissalatü ve’s-selamın ümmetidir. Ki bu ümmet ilim ve hikmet ehlidirler, irfan sahibidirler. Bunlar inanmış ve mutmain olmuş ve benimle olmaya razıdırlar. Masivaya, benden gayrisine meyil ve iltifat etmezler. Ben bunların az ameline çok veririm. İşte ümmet-i merhume bunlardır” diye ferman buyurmuştur.

Şimdi, hikmet ehlinden olmak ne ki? Bir kimse felsefeye vakıf oldu mu, ona hakim oldu dersiniz. Yok canım, bunlar hakim değildir. Şayet, “Gökleri ve yeri ölçen ve bunlara ait birtakım keşiflerde bulunan hakimdir” derseniz, bunlar da değildir. Bu nevi hakimlerden kafirlerin içinde daha çok vardır. Hakim, yani hikmet ehli ona derler ki ilimlerin sebep ve maksadıyla eşyanın yani yaratılan her şeyin maksat ve gerekçesini bilir ve nefsini tanır.

Server-i Alem Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, “Hikmet, şeriatın adilidir, yani dengidir” buyurmuşlardır. Adil diye benzetmek olmasın, bir yükün iki tarafı denk ve eşit olursa ona derler. Böyle buyurduktan sonra Peygamber Efendimiz devamla, “Ben hikmet ve şeriatla gönderildim” diye ilave buyurmuşlardır.


Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.