Kazananlar ve Kaybedenler

Malik b. Dinar hazretleri, buyuruyor ki: Bir ara, Mekke-i Mükerreme’de hiç yağmur yağmadı. Herkes son derece zor bir durumda kaldı. Mekke halkı her gün yağmur duasına çıktıkları, geceli gündüzlü dua ettikleri halde yine yağmur yağmıyordu. Bir kere Kabe’de bir direğin arkasında bulunuyordum. Zayıf, incecik bir adam gelip o direğin yanına oturdu. Görünüşü bir köleye benziyordu. O beni görmüyordu. Önce iki rekat namaz kıldı, sonra dua etmeye başladı. Duasında şöyle diyordu: “Ya Rabbi! Senin bu kulların her gün yağmur duasına çıkıyorlar, geceli gündüzlü dua ediyorlar. Sen bunlara yağmur vermiyorsun. Haydi, bunlar günahkar olmuşlar, isyana dalmışlar. Peki senin af ve mağfiretine, azamet ve uluhiyyetine ne olmuş ki bunları mahrum ediyorsun? Haydi, bu insanlar günah işlemişler. Bu çocukların, bu hayvan ve bitkilerin ne kabahati var ki bunlara da merhamet etmiyorsun? Lütuf ve merhamet buyur, bunlara yağmur ver.”

İşte böyle acayip acayip dua ve niyazda bulunduğu sırada, etraftan bulutlar yürümeye, yağmurlar yağmaya, seller akmaya başladı. Bu adam kalkıp gitti.  Kendisini takip ettim, girdiği evi öğrendim, sabahleyin oraya gittim.

“Burada satılık köle var mı?” diye sordum. Ev sahibi, “Var” dedi ve birkaç köle getirdi. Baktım o gördüğüm köle bunların içinde yoktu. Bunun üzerine, “Bunları istemem, başka varsa onu getir, göreyim” dedim. Ev sahibi, “Hayır başka yoktur. Olan bunlardır. Bir tane daha varsa da o zayıf, güçsüz bir köledir. Hiçbir işe yaramaz. Adı Meymune’dir” dedi. “Onu da getiriniz” dedim, getirdiler. Baktım o gördüğüm zat. “İşte bunu isterim” dedim. Efendisi, “Canım, bu işe yarar bir şey değildir. Hem ben bunu satmam, ben bununla bereketleniyorum. Bu köle beş-on günde bir çıkar gider, çalışır, on-onbeş günlük yiyeceğini kazanır, onları yer, ibadet ve taatle meşgul olur, daha başka işi yoktur. Ben de bununla bereketlenirim, yüzüne baktıkça içim açılır, hiç böyle bir köleyi satar mıyım?” dedi. Ben de, “Şimdi gider Fudayl b. İyaz gibi büyüklere söyler, hatır ile bu köleyi senin elinden alırım. İyisi mi, gel sen bunu sat” dedim. Cevaben şöyle dedi: “Mademki bu kadar ısrar ediyorsun, birçok büyük kişilerin aracılığına başvuracağını söylüyorsun, o halde ne yapayım, mecburen satacağım.” Fiyatını sordum: “200 liradır” dedi. “Pekala, sana 20 lira da fazla vereceğim” dedim ve 220 lirayı çıkarıp verdim. Köleyi aldım. Birlikte gelirken yolda bana sordu: “Sen beni niye aldın? Ben hiçbir şeye yaramam. Elimden hiçbir hizmet gelmez. O paralarını niçin boş yere verdin?” Ben de şöyle cevap verdim: “Ben seni, işin için almadım. Seninle bereketlenmek için, senden faydalanmak için aldım.” Böyle konuşurken bir camiye rastladık: “Bana izin ver de şurada abdest alıp vakit namazını yahut iki rekat namaz kılayım” dedi. Ben de, “Vakit var, Fudayl b. İyaz’ın yanına gidelim, orada kılarız” dedim.

“Öyle şey olur mu? Niçin öyle uzun fikirli oluyorsun. Hal ve vakit müsait olsun da o vakit Rabb’i ne kulluk ve ibadet etme, ertele, böyle şey olur mu? Hem sen ne biliyorsun bir kaç dakika hayat da kalacağını, öyle şey olmaz, sen müsaade et de namazımı kılayım” dedi. Neyse izin verdim, Abdest aldı, iki rekat namaz kıldı ve şöyle dedi: “Ya Rabbi, arlık benim burada kalmam olmaz, Artık yeterli. Bu dünya ile alakamı kes!” Bunu dedi, secdeye kapandı ve bir daha kalkmadı. Gittim Fudayl’a haber verdim, yıkayıp kefenledik, defnettik, ben de son derece mahzun olup üzüldüm. Fakat o gece kendisini rüyada gördüm ve, “Cenab-ı Hak sana nasıl muamele etti?” diye sordum.

“Evet, çok güzel oldu, uğurlu ve mübarek oldu. Senin için de, ‘Ya Rabbi! Bu adamı, sana kavuşmadan dünyadan göçürme! Benim için verdiği paraları da benden faydalanamadığı için ona ihsan buyur’ dedim. Cenab-ı Hak duamı kabul etti” dedi ve, “İşte paraların” diyerek avucuma koydu. Ben de rüyadan uyandım, baktım ki verdiğim paraların hepsi avucumda. Daha çok üzüldümse de diğer duasına, yani Allah’a kavuşmadıkça buradan gitmemem için ettiği duaya ve kabulüne son derece sevindim. Bu iş böyle… Neyse konu bu değil!.

Bakınız, elde ne adamlar var. Hele şu namaz vakti gelip de vakit ve hal müsait iken onu bir iki dakika da olsa ertelemeye kölenin razı olmaması, dikkate almaya ve ibret alınmaya ne kadar layık bir iş… Hakikaten öyle!.. Bu dakikaların, bu saatlerin bugünlerin pek ziyade değer ve kıymetini bilmek, onu ibadet ve taate sarfetmek ve bunu yaparken de böylece acele etmek lazımdır. Kim bilir iş yarın nasıl olacak? Hal ve vakit müsait olur mu? Olmaz mı? Bilhassa bu zamanda her gün yeni yeni belalar, musibetler, maniler çıkıyor… Allah’ın yardımı üzerimize olsun…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.