İnsan-ı Kamiller Kuran-ı Azimüşşan ile İkizdirler

Hz. İsa aleyhisselamın hastalandığı bir devrede kendisine bazı ilaç tarifleri arzetmişler, kabul buyurmamış ve Cenab-ı Hakk’a yönelmiş. Hak Teala ise cevaben, “Ya İsa! Ben senin için sebepleri kaldırmam” diye ferman buyurmuştur. Yani böylece, sebeplere sarılma ve girişimde bulunmanın, kim olursa olsun herkes için zaruret olduğunu emir ve beyan buyurmuştur.

Evet, zahiri hastalıklardan kurtulmak için nasıl ki bu böyleyse, yani sebeplere sarılmak lazımsa, doktora ve ilaca ihtiyaç varsa; işte bunun gibi batıni hastalıklar için de sebeplere sarılmaya, ilahi doktorlara ve batıni ilaçlara öylece ihtiyaç vardır ve bu kesindir. Özellikle manevi/batıni hastalıklar, zahiri illetlerden çok daha helak edici ve salgındır. İlahi hekimler ise evliyaullahtır, insan-ı kamillerdir. Bunlara başvurarak manevi illetlerimizi tedavi ettirmemiz çok önemli ve pek gereklidir. Ta ki o vücuttan, ilahi murat ve maksat bilinsin ve bulunsun… İlahi doktor mevkiindeki bu Allah dostları, Kur’an-ı Azimüşşan’ın ikizidirler, yani onunla ikiz kardeştirler. Kur’an’ın sırlarına ve hakikatlerine bir son olmadığı gibi, bunların sırlarına ve hakikatlerine, hikmetlerine, ilim ve faziletlerine de bir son yoktur. Bunlardan istifade etmeye ve feyizlenmeye mecburuz.

Lokman Hekim’in hikmetleri, bilirsiniz ki pek çoktur. Onlardan biri de şudur: Hz. Lokman, bir efendinin kölesi imiş. Kendisine bazı misafirlerin gelmesi üzerine efendi, diğer köleleriyle beraber Lokman’ı da meyve getirmelerini tembih ederek bağa göndermiş. Gittikleri bağdan kovalarla meyveleri alıp getirirlerken Lokman’ın dışındaki diğer köleler dayanamayıp meyvelerin tamamını yemişler. Efendilerinin konağına yaklaşınca, azarlanmamak için diğer köleler aralarında, meyveleri Lokman’ın yediğini efendiye söylemeye karar vermişler ve öyle de yapmışlar. Efendileri, Lokman’ı azarlamaya başlayınca, Lokman, “Efendim ben yemedim, bunlar bana iftira ettiler. Meyveleri kim yedi ise, bu ufak bir tecrübe ile meydana çıkar. Şimdi hepimize bir miktar sıcak su içirir ve sonra da biraz koşturursun, o vakit meyveleri kimin yediği ortaya çıkar” demiş ve öyle yapmışlar. Sonunda, kölelerin hepsi kusmuşlar ve yedikleri meyveler meydana çıkmış. Yalnız Lokman kusmamış, çünkü yediği herhangi bir şey yokmuş.

Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri Mesnevisinde bu olayı anlattıktan sonra buyuruyor ki: “Evet, burada, bu bela ve imtihan yurdunda nefis için yaşayıp, onun bütün isteklerini yerine getirip de ilahi murat ve maksat aranılmazsa, yarın orada bize sıcak su içirirler de o vakit herkesin içi dışarıya çıkar. Zira o gün, “O günde ki bütün sırlar yoklanıp meydana çıkarılacaktır” (Tarık 86/9).

Evet, evliyaullahın hepsi şu konuda söz birliği etmişlerdir ki: Nefsin hevesleri ve hazlarıyla kalanların arif ve kamil olmalarına imkan yoktur. Bu haz ve hevesler ise, ister görünürde olsun, isterse manevi… Hatta manevi haz ve hevesler daha da fenadır, Hakk’a en büyük perdedir…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.