Hevasını İlah Edinenler

Bakınız, Kur’an-ı Azimüşşan’da Peygamber Efendimiz’e [sav] ne ferman buyruluyor:

“Heva ve hevesini tanrı edinen ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah ‘tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hala ibret almayacak mısınız?” (Câsiye 45/23).

Burada ilahi hitap, Resul-i Ekrem’edir; fakat murad-ı ilahi, onun ümmetidir. Yani, bize buyruluyor ki: “Sen görmüyor musun o kimseyi ki hevasını ilah edinmiştir. Heva, gerek zahiren ve gerekse batınen olsun nefsin arzusuna, heveslerine ve hazlarına tabi olmaktır. Bir hadis-i şerifte de, “Cenab-ı Hak’tan başka kendisine kulluk edilen şeylerin en nefret edileni hevadır ” buyruluyor. Böylece, hevaya tapmanın; kafir ve müşriklerin puta, yıldıza, aya, güneşe, ateşe vb. tapmalarından daha çok buğuza sebep olduğu, gerek hadis-i şeriften ve gerekse ayet-i celilenin ifadesinden anlaşılmış oluyor. Durum bu iken, acaba mümin nasıl ve ne şekilde nefis ve hevasından emin oldu ki öyle rahat ve mutmain oturuyor?

Hz. Yusuf’un [as] dilinden Kur’an-ı Azimüşşan’da,

“Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, olanca şiddetiyle kötülüğü emredendir, muhakkak” (Yusuf 12/53) buyruluyor.

Bunu söyleyen mübarek zat, kerim oğlu kerim bir şanlı peygamberdir. Bundan başka enbiyanın en faziletlisi Resulullah Efendimiz’in [sav] “Beni bir göz açıp kapayıncaya kadar veya daha az bir zaman nefsime bırakma “ diye dua ve temenni buyurması da bu nefsin ne kadar büyük bir düşman olduğuna delildir. Yine bir hadis-i nebevilerinde de, “Sizden biriniz, onun hevası benim Allah Teala’dan getirdiğim şeye tabi olmadıkça mümin olamaz “ buyruluyor.

Yukarıdaki ayet-i kerimede Cenab-ı Hak, hevalarını ilah edinenleri bilerek saptırdığını, kulaklarını ve kalplerini mühürlediğini ve gözlerine perde çektiğini ferman buyurduktan sonra, “Allah’ın bu hale koyduğu bu kişileri, artık bu halden kim kurtaracak ve bunlara kim hidayet edebilecektir? Bu hususu hiç düşünmeyecek misiniz?” diye soruyor.

Cenab-ı Hak bir kimseyi bu hale düşürürse, bu kimse artık ne yapabilir, diye akla gelebilir. Buna cevap şudur: Bu mühürlenme ve hevasına tabi olmayı o kimse istediğinden dolayı Cenab-ı Hak yaratmıştır. Esasen, “E fela tezekkerun” buyruğu da bu durumu tespit ve izah etmektedir. Zira düşünüp ibret almanın faydası olacağı anlaşılıyor ki Hak Teala düşünmemizi emir ve işaret buyuruyor. İşte hevaya tabi olma, mühürlenme ve körlük eseridir ki bu gibi kimseler Hak sözü işitmezler. İşitseler de onunla amel etmek akıllarına gelmez ve kalpleri Hakk’ı idrak etmez. Gözlerinde ibret ve kalplerinde düşünme eseri yoktur. Lakin, ilahi inayete mazhariyetle kalpleri ve kulakları kapalı olmayanlar, ilahi emirlerin zahirini de batınını da hem işitirler ve hem de tutar onunla amele muvaffak olurlar. Fakat, her vakit dediğimiz gibi, amel, hem zahiren ve hem de batınen olmalıdır.

Büyüklerimiz de buyurmuşlardır ki: “Aman siz, himmet ve amellerinizi yalnız zahire tahsis edip yoğunlaştıran alimlerle sohbet etmeyesiniz. Ancak Allah’ı bilen ariflerin sohbetine bağlı ve devamlı olasınız, zira en önemli ve gerekli olan budur.”

Hakikaten öyle… Bunların sohbeti insanı hem arif eder hem ilahi ahlak ile ahlaklandırır. Aynı zamanda nefsin hilelerine de vakıf kılar. Zira nefsin siyasetini bilmek pek büyük bir nailiyettir. İşte bu siyasete vakıf olanlardır ki nefislerini, bazan Hakk’a teşvik ve rağbet ettirerek bazan da korkutma ve sakındırmayla; kah öğütler ve güzel nasihatlerle kah taltif ve ikram ile yola götürür ve Hakk’a bağlarlar. Bu sebepledir ki bazı zatlar da hakikaten alim oldukları halde, nefislerinden kurtulmadıkça, iyiliği emretme ve kötülükten vazgeçirme işini yapamamışlardır. Hal böyle iken, acaba insan bu zahir ve suretle ne vakte kadar meşgul olacak ve bu meşguliyetle ne vakte kadar Hak’tan, Hakk’a yakınlık ve marifetten mahrum kalacaktır?

Evet, mahluka, onların söz, davranış ve tavırlarına bakmak vardır ve faydalıdır; ancak ibret için olmak şartıyla. Böyle değil de onlara tabi ve onlar gibi olmak için olursa bu bakışta fayda değil, aksine sayısız zarar vardır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.