Hepimiz Allah’a Muhtacız

İslamiyet’te bu dereceler varken insan neden bulunduğu mertebeye razı olup oraya çakılıp kalır? Çok gariptir. Bir kul, Allah’ın indindeki kadrini ve seviyesini bilmek isterse, Cenab-ı Hakk’ın kendisini hangi işte ve nerede istihdam buyurduğuna nazar etsin. İyi dikkat edilirse, Hak Teala makbulü olanların, O’nu cidden talep edip eşya ve mahlukat üzerine tercih edenlerin, azdan az olduğu güneş gibi ortadadır. Zahiri ve batıni emirlere uyup hassasiyet gösterenlerin varlığı, müminler arasında bile enderdir. Yüce Allah bir ayet-i kerimesinde, “Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz” (Fatır 35/15) buyuruyor. Bu ilahi emre ve samedani fermana bütün herkes; zengin fakir, padişah köle, alim cahil, veliler ve hatta şanlı peygamberler bile dahildir.

Evet, buyruluyor ki: “Ey insanlar! Siz unutmuşsunuz, bilmiyorsunuz ki hepiniz Allah’a muhtaçsınız.” Bu ihtiyacın çeşitleri vardır. Ayet-i kerimede geçen “ilallah” ibaresindeki “ila”nın da son için olduğu, “isteseniz de istemeseniz de” manası, malumdur. Evliyaullah buyuruyorlar ki: “Kul için Allah’sız kalmak olmaz ve insan en şiddetli bir şekilde Allah Teala’nın zatına muhtaçtır.”

Onun içindir ki sadık kul ve O’nun didarının aşığı olan, zat-ı ilahiyyeye kavuşmanın çaresine tam bir yönelişle süluk eder. Sonunda, bu sebeplere sarıldığı için şeriat-ı Muhammedî’nin aracılığı ve efendiler efendisinin vesilesiyle zat-ı ilahiyyeye layık ve O’nunla gani olur. Allah’tan başka her şeyden, yani masivadan kurtulup gerçek ve tam fakrın sonsuz devlet ve saadetini bulur. Aksi halde, kişi Hak’tan fakir ve küfre yakındır, şeklen ne kadar nimetin sahibi gibi görünse de Hak’tan mahrum ve uzaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.