Hakk’a En Büyük Perde “Ben” Demektir

Cenab-ı Hak bir hadis-i kudsi de,
“Kibriya benim ridam, azamet de benim izarımdır. Bunlardan biri konusunda bana ters düşen kimseye azap ederim”

buyuruyor. Fakat ne gariptir ki insan kendisini nefsinden kurtulmuş, batını sahih, kalbini masivadan boşaltmış ve kamil zanneder. Güzel… Fakat bu adam, bu halin sahibi olabilmek için ne vakit bir insan-ı kamile teslimiyet gösterip ittiba etti? Sohbetle, mücahede ile, nefsü hevasına muhalefetle, ne zaman bu kemalat kendisinde gerçekleşti de şimdi bu zanna düştü? Yersiz ve yanlış zannın verdiği bu varlık/enaniyet ise Cenab-ı Hakk’a en büyük perdedir. Bununla beraber (bu duygu) gayetle de gizlidir. Hatta, ashab-ı güzin efendilerimizden biri, bir gün hane-i saadetin kapısına gelince, Resulullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], “Kimdir o?” diye sordular. O zat da, “Benim ya Resulallah” dedi. Risaletpenah Efendimiz bu cevabı hoş görmeyerek birkaç kere, “Ene, Ene…” yani, “Ben, ben…” diye tekrar buyururlar.

Diğer bir hadis-i şerifte de,

“Kim Allah için tevazu ederse Allah onu yükseltir. Kim de büyüklenip kibrederse Allah onu alçaltır”


buyrulmuştur. Fakat buradaki tevazu suni ve yapmacık bir tevazu değildir. Eğer öyle ise bu tevazu ve mahviyet, aynıyla kibir ve enaniyettir, bu ise rezalettir. Zira bir kimsenin halka karşı sahte ve yapmacık bir tevazu ve mahviyet göstermesi, onların da kendisine tevazu ve hürmet göstermelerini temin içindir. Bu ise aynıyla kibir, enaniyet ve rezalettir. Mahviyet ve tevazu ancak Hak için ve Hakk’a karşı olduğu zaman makbuldür. Yani insan, kendisindeki ilahi sırrı bilir, bulur ve bunun neticesi olarak artık halka karşı değil, onlarda da mevcut bulunan o sırr-ı ilahiye tevazu eder ki işte bu tevazu hakiki tevazudur ve sahibini yükseltecek olan tevazu da işte bu tevazudur. Bu şekilde Hakk’a tevazu usulünü bilmeyen ve etmeyenler, halka karşı tevazuda aşırı giderler ki bu tevazu, tevazu değil, yaltaklanmadır, dalkavukluktur, riyakarlıktır. Kısaca rezillik ve rüsvaylıktır.

Bir büyük zat, “Kibriya ve azamet Hakk’a yarar, kul olanda bu sıfatlar ne arar?” diye buyuruyor. Evet, kul kendi asli ve zati sıfatlarıyla hareket ederse, yüce Mevla da, o kuluna baki ve sübhani sıfatlarından ihsan buyurur ve belki onu kendisiyle baki ve daim kılar. Kulluk sıfatı ise; zillet, fakrı acz ve yokluktur. Bu asıl beşeri sıfatları bilip, haddini aşmayan ve bu sıfatlarla donanıp kendisini onlarla tanıtanları, Cenab-ı Hak kendi ilahi yüksek sıfatlarından olan; gına, izzet, kuvvet ve kudretiyle aziz ve mükerrem kılar ve kendisiyle var eyler. Böyle olmaya hak kazanan bir zat artık öyle bir “var”dır ki Hak onda cemaliyle tasarruf etmekte ve apaçık görünmektedir.

Kul ancak her türlü oluş ve görünüşün en çabuk görüldüğü mahaldir. Kur’an-ı Azimüşşan’da,

“Artık kim küfrederse, küfrü kendi zararınadır” (Fatır 35/39)

buyruluyor. Evet, kafirin küfrü kendi aleyhine olduğu gibi, müminin de kendi varlığını Hakk’a karşı göstermeye ve ispat etmeye kalkması ve bu suretle Hakk’ı örtmesi kendi aleyhinedir. Halbuki insanın, ilahi bir ayna olmak üzere halk ve icat buyrulmuş olduğunu biliyoruz. Hakk’ı perdeleyen ve kafir olan, daha nerede ve nasıl ayna olabilir? Daha ne suretle Hakk’ı gösterebilir?

Evliyaullah dilindeki “visal, cemal, rüyet, müşahede ve lika” gibi tabirler, ancak birer tariften ibarettir. Yoksa, hakikati ve bunların ne demek olduğunu ifade edebilecek kelime yoktur ve kelama da gelmez. Mesela, “adn cennetleri” visal ve cemal ehline mahsus olup bu cennet başkalarına verilmez. Bu cennete giren zatlardan bazıları, istediği anda o cemal-i ilahiyi müşahede edebilir, bazıları da katiyen perdelenmeksizin, sürekli olarak ve o cemalin lezzeti de anbean yenilenmek şartıyla, huzurullahta bulunurlar. Bununla beraber diğer cennet nimetlerinin hiçbirinden de mahrum değillerdir. İşte bu cemal-i ilahinin daimi olarak görülmesi, bu lezzetler ve aynı zamanda diğer cennet nimetlerinden istifade gibi haller nasıl şeydir, bilinip idrak olunamaz. Bunlar, akıl ve idrak dairesinin dışındadır. Beşer aklı, bu ilahi ve sonsuz nimetleri idrakten acizdir. Halin ve mertebenin bu türlüsünü Allah cümlemize nasip buyursun… Amin…

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.