Ebedi Cemale Ulaşmak İçin

Cemale Ulaşmak Nasıl Olur?

Ebedi Cemale Ulaşmak İçin; Kemale ulaşmak iki şeye muhtaçtır. Önce, İslamiyet’i güzelce öğrenip amel etmek lazımdır. Sonra da insaniyeti bilip onu gerçekleştirmek lazımdır. Hz. Mevlana, Mesnevi-i Şerifinde yazıyor: “Bayezid-i Bistami hazretlerinin zamanında bir müslüman, bir Mecusi’ye müslüman olması için bazı sözler söyler ve dine davet eder ve birtakım ibretlik şeylerle onu ikna etmeye çalışır. Mecusi cevaben, ‘Alemin şeyhi olan Bayezid hazretlerinin imanına biz herkesten fazla inanmış ve iman etmişiz. Fakat, sizin imanınıza benim aklım yatmıyor. Zira, sizin imanınız şuna benzer ki: Bir sahrada bir adam bağırıyor, bilinmeyen bir yerden bir ses geliyor, halbuki ortada ne bir şahıs var de bir kimse görünüyor. İşte sizdeki iman iddiası da buna benziyor. Çünkü o imanla ilgili hakikat ve kemali ortada görmek mümkün olmuyor. İşte böyle olan bir imanı da ben kabule değer bulmuyorum…”‘

Bugün de durum tıpkı böyle… Müslümanların bugün içerisinde oldukları bu ne isyandır ki şimdi aynen, hıristiyanlar, Avrupalılar; müslümanların ahlakını, fiillerini ve hallerini beğenmiyorlar.

“Yazıklar olsun Cenab-ı Hakk’ın varlığından şüphe edenlere” buyruluyor. Bunun manasını açıklarken büyüklerimiz buyuruyorlar ki: “Bu şek veya şüphe, zat-ı ilahiyyeye tam yakin kazanmamaktır. Herkes kendi yakininin zaafına göre azap ve rahatsızlık hisseder.” Bazı semavi kitaplarda, “Kullar ki benden nefislerine kaçarlar, ben de onları yakarım” diye buyrulmuştur. İnsan cennete gitse bile, Allah dostlarının, ehlullahın cemal-i ilahiyi devamlı seyre dalmış olduklarını ve sürekli olarak Hazret-i Hayyü Kayyum’u seyretmekle lezzetlendiklerini gördükçe, bunlar hasret ateşiyle yanarlar.

Efendiler! Ne var, ne olur, burada üç beş gün nefsin heva ve isteklerine tabi olmayarak ebediyen cemalullaha ve ilahi vuslata nail olsak daha iyi olmaz mı? Fakat böyle kıymetli ve en büyük bir saadetin, zahiri ve manevi pek çok ve şiddetli düşmanları da vardır. Allah cümlemizi bu düşmanların şerrinden muhafaza buyursun. Amin…

Musa aleyhisselam buyurmuş ki: “Ya Rabbi! Sen günaha razı oluyor ve fakat sonra da bunu niçin işlediniz diye soruyorsun. Biçare kullar ne yapsın?” Cenab-ı Hak da, “Ya Musa! benim Afüv sıfatım da vardır. Onlar o günahtan dönsünler, ben de affedeyim diye böyle yapıyorum” diye buyurmuştur. Sufilerin bazılarına “Şeytan nedir?” diye sormuşlar. Onlar da, “Biz şeytan filan bilmeyiz. Biz bütün gayretimizi Allah’a yöneltmiş kişileriz” diye buyurmuşlardır.

Evet, işte bu şerefli zümre sadakat adımlarıyla “mak’ad-i sıdk”ı (dost meclisi), hak ve hakikat meclisini, hoşnut ve razı olacakları bir makamı bulurlar.


 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.