Bela ve Musibetler, Allah’a Yakınlığa En Büyük Vesiledir

Evliyaullahın hali acayiptir. Onların halini bizim halimizle mukayese etmek imkansızdır. Evliyaullahtan biri cüzzam hastalığına tutulmuş. Bütün hastalar için okur, dua eder, onlar da iyi olurlarmış. Demişler ki: “Efendim dua ediyorsunuz herkes iyi oluyor, afiyetini kazanıyor, bari kendiniz için de dua ediniz de bu illetten kurtulunuz.” Şöyle demiş: “Bir kere Cenab-ı Hakk’ı rüyada gördüm. Bana emir buyurdu ki: Sana yakınlık vermek için, sana düşkünlük vereyim mi? Ben de evet dedim, arz ettim. Sabahleyin uyandım ki bu illete tutulmuşum. Ee, şimdi ben artık nasıl dua edeyim ve ilahi yakınlıktan nasıl kendimi uzak ve mahrum kılayım?”

Bakınız, böyle şeyler bizim için mümkün değildir. Azıcık başımız ağrısa hemen niyaza başlarız. Ne yapalım herkesin işi kendisine göre olur. Bize de böyle lazımdır.

Mevlana Halid hazretleri de evinde yetiştirilmiş bir katırla, tarikata intisap etmeden önce, Şam’a gelir. Şam’da biri çıkıp, “Bu katır benimdir” der. Mahkemeye müracaatla dava eder. Birkaç tane de yalancı şahit bularak hakimin huzurunda bunlara da şehadet ettirir. Mevlana Halid Efendimiz de kendisini savunmaz, bir şey söylemez. “Yalnız Cenab-ı Hak kadirdir ki bu adamın katırını bizim evde doğurtsun” deyip katırı o adama teslim eder ve katırı sahiplenen adama der ki: “Biz bu katıra binip Süleymaniye’den buraya kadar geldik. Bunun için oradan buraya geliş kirasını da verelim.”

Bu sözler üzerine gerek şahitler gerekse katırı alan, şaşırırlar. Şahitler: “Aman efendim bizleri affediniz, biz yalancı şahidiz” derlerse de: “Yok, yok aman öyle şeyler söylemeyiniz, mümin ve müslüman olan yalancı şahit olmaz” der ve kirasını vererek kendisi Hicaz’a gider. Meselenin böyle olduğundan hakimin haberi olur. Mevlana Halid Efendimiz’i ararlar, fakat bulamazlar. O katırı alan adamla şahitler de artık Şam’da duramazlar.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.