Allah’tan Razı mıyız?

Allah'tan nasıl razı olunur?

Bilindiği gibi din, sürekli ilerlemekten ibarettir. Fakat bizim katımızda bu ilerlemeden maksat, manevi ilerlemelerdir. Eğer dinde manevi terakki olmasaydı dinin, “İslam, iman ve ihsan mertebelerinin toplamı olmaması gerekirdi. İslam ilim ve amelden ibarettir. İman, amelle beraber bir de ahlaki faziletlerden oluşur. Ihsan ise, bunlarla beraber yani, ilim, amel ve güzel ahlak ile birlikte, daima Cenab-ı Hak ile beraber ve ondan razı olmaktan ibarettir.

Şimdi diyeceksiniz ki Hak Teala’dan razı olmayan yoktur. Fakat iyi düşünür ve bakarsak görürüz ki Hak’tan razı olmayan çoktur. Mesela arzularımıza uygun olmayan şeylerde Allah’tan razı olmayız. Gönlümüz şöyle dursun, dilimizle bile, bin türlü itirazda bulunuruz. Yahut, hakkımızdaki olanları şuna buna, sebeplere ve vasıtalara dayandırırız. İlahi tasarruflardan, samedani tecellilerden gaflet ederiz. Rızaya ermek için mutlaka, öncelikle daimi huzura ermek ve hakkımızdaki maddi ve manevi sayısız ve sınırsız rabbani lütufların olduğunu bilip görmek lazımdır. Böyle olursa Allah Teala’dan razı olmuş oluruz. Aksi takdirde, teslimiyet ve tevekkülümüz, Hak’tan razı oluşumuz ve daha nemiz varsa hepsi, geçicidir ve görünüştedir. Çoğu zamansa bunların hep aksi görülür.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Azimüşşan’da,

Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim” (Maide 5/3) buyuruyor.

Evet bu Kur’an-ı Mübin 6666 ayettir. Bu ayetler tamamen indirildikten sonra, yukarıdaki ayet-i celile nazil olmuş ve hakikaten İslam dini için lazım olan emirler, yasaklar ve diğer hükümler tamamen bildirilmiş olarak, artık tebliğ edilecek bir şey kalmamış, böylelikle Hak Teala nimetini tamamlayıp kemale erdirmiştir.

Sahabe-i güzin hazeratı bu ayet-i celileye tamamen riayet ettikleri ve kendilerini bu emirlere tamamen uydurdukları için, o yeryüzünün en kutlu topluluğunun dinleri, hakikaten kemale ermiş ve nimetleri tamamlanmış olunarak Cenab-ı Hak onlardan ve onlar da Cenab-ı Hak’tan razı olmuşlardır.

Acaba bu hal, bizim için de böyle midir? Bu hüküm bizim hakkımızda da verilebilir mi? Eğer bu ayetlere uygun hal ve hareket içinde olmazsak, bizim için de bu din yine kemal bulmuş ve nimetimiz tamam olmuş mudur? Allah Teala bizden ve biz de O’ndan razı olmuş olur muyuz? Tabii olamayız. Öyle ise, öncelikle bu Kur’an’a ve peygamberler sultanının sünnet-i seniyyelerine, hadis-i şeriflerine, peygamberlerin varisleri olan rabbani alimlerin ve evliyaullahın yoluna içimizi dışımızı uydurmamız lazımdır ki bizim için de din kemal bulmuş ve nimetimiz tamam olmuş olsun. Sonra da Cenab-ı Hak bizden, biz de O’ndan razı olabilelim. Aksi halde böyle bir rıza söz konusu olmaz.

Bunun dışındaki tevekkül, teslimiyet ve rıza hep görünüştedir. En ufak bir rüzgarla bunlar hep tarumar olur, kaybolup gider. Dünya işi için, nasıl ki dünya zenginlerine başvurmak lazımsa, ahiret ve Allah işi için de ahiret zenginlerine, Allah ile zengin olmuş olanlara, yani evliyaullaha, mürşid ve mürebbiler hazeratına öyle yüz suyu dökmemiz, onlara karşı hürmet ve muhabbetle tazimde, tevazu ve niyazda bulunmamız lazımdır ki işimiz görülsün.

Bunlara itibar etmezsek, emirlerini can ve baş ile tutmazsak, bunlara uymaz; sözümüz, halimiz, ahlakımız ve amellerimizle kendilerine tabi olmazsak, bizim de itibar kazanmamıza, adam olmamıza imkan yoktur. Çünkü ilahi kapı evliyaullah kapısıdır. Başka yol yoktur.


 

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.